Reklam
Konuları Sırala: Yayımlanma Tarinine Göre | Reytinge göre | Okunma Sayısına Göre | Yorum Sayısına Göre | Alfabeye Göre

Tarık Buğra’nın Yarın Diye Bir Şey Yoktur’unda “Homo Ludens”

Ekleyen: Admin Tarih: 10 Şubat 2009
alt      Daha çok tarih üzerine araştırmalarıyla tanınan Hollandalı Johan Huizinga Homo Ludens adlı eserinde insanı tanımlamak için kullanılan homo sapiens (akıllı insan) ve homo faber (imal eden insan) kavramlarının yanına homo ludens (oyun oynayan insan) kavramını yerleştirmiş ve insanın yeryüzünde yaptığı her şeyin temelinin başlangıçta oyuna dayandığını göstermeye çalışmıştır. Kitabının birinci baskısına yazdığı ön sözde bütün yapıp etmelerimizi derinlemesine bir çözümlemeye tabi tuttuğumuzda kültürel olarak bunların oyundan ibaret olduğunu söyler.

Şeftali Bahçeleri ve Yeni Dünya Tasarımı

Ekleyen: Admin Tarih: 19 Ocak 2009
alt               Yeni bir dünya tasarlama isteği gerek dünya edebiyatında gerek bizim edebiyatımızda rastladığımız bir durumdur. Campanella'nın Güneş Ülkesi'nden, Thomas Moore'un Ütopya'sına, Francis Bacon'un Yeni Atlantis'ine, Jonathan Swift'in Güliver'in Seyahatleri'ne; Peyami Safa'nın Yalnızız romanındaki Simeranya'ya, Yakup Kadri'nin Ankara romanının üçüncü bölümüne, Halide Edip'in Yeni Turan'ına kadar bu örnekleri görebilmek mümkündür.

Beyaz Gemi’de Geçmiş ve Gelecek

Ekleyen: Admin Tarih: 19 Ocak 2009
alt           Cengiz Aytmatov, önce Kırgız edebiyatının, sonra Türk dünyasının ve en son da tüm dünya edebiyatının önemli yazarlarından biri olmuş; bu çerçevede önce Kırgız Türklerinin, sonra tüm Türklerin ve ardından da evrensel anlamda insanın var oluş macerasını roman ve hikâyelerinde işlemiştir. Eserlerinin değeri işte bu noktada, milli ve mahalli konuları, evrensel anlam taşıyan insanın problemlerine dönüştürebilmesinde yatmaktadır.

Yahya Kemal Şiirinde Anakroninin Diyalektiği

Ekleyen: Admin Tarih: 16 Ocak 2009
alt     Yirminci yüzyıl Türk şiirinin en büyük isimlerinden biri olan Yahya Kemal'in şiirlerinde özellikle sosyal düşünceler bakımdan birbirinin içine giydirilmiş oldukça zengin bir içerik vardır.  Ahmet Hamdi Tanpınar, hocası ve daha sonra da yakın arkadaşı olacak olan Yahya Kemal'den bahsederken "Yahya Kemal'in düşüncesi mekân gibi zaman da tanımıyordu. Daima terkibin peşinde koştuğu için bütün milli tarih, insan evolutionu ile beraber ordaydı. Malazgirt muharebesi İstanbul fethiyle, Milli mücadele Fransız ihtilaliyle omuz omuzaydılar."(Tanpınar 1986, 13) der. Bu cümle Yahya Kemal'deki konu çeşitliliğini vermenin yanında ondaki sosyal zaman fikrini de ifade etmektedir; fakat bunun kronolojik bir mantığın dışında işlediğini de dile getirmektedir. 

Edebiyat Adasında Dört Robenson

Ekleyen: Admin Tarih: 16 Ocak 2009
        alt                                          Bu yazıda adı Robenson olan ve Daniel Defoe'nun ünlü romanı Robenson Crusoe'dan şu ya da bu şekilde etkiler taşıyan dört metin üzerinde durulacaktır. Bu metinler sırasıyla Abdülhak Hâmid Tarhan'ın Robenson adlı şiiri, Sait Faik Abasıyanık'ın Robenson adlı kısa hikâyesi ve Orhan Veli Kanık'ın Robenson adlı şiiri ile Cahit Sıtkı Tarancı'nın Robenson adlı şiiridir. Burada bir ana metin ile dolaylı ya da dolaysız ondan üreyen, ona atıfta bulunan, ondan beslenen alt metinler arasındaki alış verişin niteliği, değişim ve dönüşümünün tespiti temel amaçtır. Bu değerlendirmede Daniel Defoe'nun Robenson Crusoe'su anakara metaforuyla, Türk edebiyatındaki bahsini ettiğimiz dört metin ise ada metaforuyla ele alınacaktır.



Mitten Metafora Yahya Kemal Şiirinde Suyun Ateşle İmtihanı

Ekleyen: Admin Tarih: 15 Ocak 2009
alt
            Öncelikle şunu belirtmekte fayda vardır ki; bu bildirinin konusu, Yahya Kemal şiirinde su ya da ateş imgelerinin ayrı ayrı ortaya konuş şekilleri değil; ikisinin bir araya getiriliş şekli, bir arada bulunabilmelerinin şartlarıdır. Suyun ve ateşin ayrı ayrı birer imge olarak onun şiirindeki yer alış ve dönüşüm şekilleri bu bildirinin sınırları dâhilinde değildir. Ayrıca bu noktada Tanpınar'ın çoğunlukla Bachelard fenomenolojisine ve bazen de klasik psikanalizme atıflar yaparak Yahya Kemal şiirindeki su unsurunun yerini belirlemeye çalıştığını da hatırlayalım. Bir şiirin büyüklüğü yaşanan ya da gözlenen şeyin görüntülenmesinde değil, şairin gerçeklikle karşılaşmasıyla harekete geçen algısının görüntülenmesindedir. Sanatçının yaratıcılığa dönüşen eylemi onun varlık karşısındaki uyanıklığıdır. Dolayısıyla Yahya Kemal'deki su ve ateş imgelerinin birlikteliğini veya çatışmalarını anlamaya çalışmak bir anlamda, onun bir şair olarak algı biçimini de sezmek olacaktır.

Üç Adam: Niteliksiz Adam, Aylak Adam, Lüzumsuz Adam

Ekleyen: Admin Tarih: 15 Ocak 2009
alt     Bu bildiride Avusturya'lı yazar Robert Musil'in(1880-1942) 1930'da yayımladığı Niteliksiz Adam'ının 1999'da Türkçeye çevrilen birinci cildi ile Sait Faik'in 1947'de yazdığı Lüzumsuz Adam'ı ve Yusuf Atılgan'ın 1959'da yayımlanan Aylak Adam'ı merkez kişileri bakımından ele alınacaktır.
     Avrupa'da 19. yy.da baş gösteren fakat özellikle I. ve II. Dünya savaşlarının buhranlı atmosferinde gelişen roman ve hikâyede farklı bir kahraman tipi yoğun bir şekilde karşımıza çıkmaya başlar. Kökeni eski Grek tiyatrolarına kadar inebilen Antihero (antikahraman) denilen bu tip, batılı romanlarda pek çok olmakla birlikte en çok bilinenlerden biri Robert Musil'in Niteliksiz Adam'ıdır. Romanda büyük idealler veya görevler yüklenen kişi yerine güçsüzleştirilmiş, pasifize edilmiş, amaçsızlaştırılmış kişiyi ifade eden bu tipin iki örneği de bizim edebiyatımızda Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam'ında ve Sait Faik'in Lüzumsuz Adam'ında karşımıza çıkmaktadır.

Tanpınar,Trajik Bir Şair ve Şiiri

Ekleyen: Admin Tarih: 14 Ocak 2009

alt     Bu kitap Tanpınar'ın şiirinde trajik durumun boyutlarını; hangi özellikleriyle yer aldığını, onun şiirindeki trajik çatışmaların nelerden kaynaklandığını ve şairin bu trajik durumlardan kurtulmak için hangi yollara başvurduğunu göstermeye çalışmaktadır.
     Giriş bölümünde trajiğin kavram olarak kökeni ve anlamı üzerinde durulmuş, Batı'da eski Yunan edebiyatında ve modern Batı edebiyatında trajiğin ne şekilde karşımıza çıktığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Bundan sonra ise Tanpınar'ın hayatındaki trajik duyuş söz konusu edilmiş; mektuplarından, hatıralarından ve çeşitli yazılarından hareketle ondaki trajik duyuş ve düşünüşün kökenleri ortaya konmak istenmiştir.
     Kitabın asıl hedefi olan Tanpınar'ın Şiirindeki Trajik Durum kısmı ise iki ana başlık etrafında ele alınmıştır. Birinci bölümde Tanpınar'ın şiirinde insanın kader, zaman, varlık ve hayat karşısındaki trajik durumu; ikinci bölümde ise rüya, sanat ve toplum vasıtasıyla bu trajik oluştan nasıl kurtulma gayreti içinde olduğu söz konusu edilmektedir.

Avrupa Edebiyatında Trajik Görünüm

Ekleyen: Admin Tarih: 14 Ocak 2009

altBu kitap, Amerikalı edebiyat profesörü Charles I. Glicksberg'in(1900-1998) trajik olgunun Avrupa edebiyatlarındaki yansımalarını söz konusu ettiği The Tragic Vision in Twentieth-Century Literature adlı kitabının çevirisidir.

 

     Yirminci yüzyılın trajik kahramanı için, bu ölümlülüğü anlamlı hale getirecek tabiat üstü ilahi bir gizem yoktur. Kadere karşı korunmak için bir zırh da yoktur. O, suçlu ya da suçsuz olsun, cezalandırılır.Trajik kahraman bugün, kahraman olmaktan çıkarılmıştır, çünkü o, saf bir tutkunun bulunmadığı, kurban oluşunun haklılığının olmadığı, herhangi bir zafer imkanının yer almadığı ve bütün motiflerinin sorulara açık olduğu bir paradoksun ürünüdür.

Türk Romanında Aydın Problemi (1908-1950)

Ekleyen: Admin Tarih: 13 Ocak 2009
alt

Aydın kimdir? Batı'da ve Türk kültür tarihinde nasıl anlaşılmıştır? Özellikle de başlangıcından 1950'ye kadar gelen süreçte Türk romanına nasıl yansımıştır. Düşünce biçimleri, temel problemleri neler olmuştur. Bu kitap bütün bu ve benzeri soruları cevaplandırmaya çalışmaktadır.
Önceki Sonraki
Yukarı