Reklam
Konuları Sırala: Yayımlanma Tarinine Göre | Reytinge göre | Okunma Sayısına Göre | Yorum Sayısına Göre | Alfabeye Göre

80 SONRASI TÜRK ROMANINDA BİR FORMASYON OLARAK DEFORMASYON

Ekleyen: Admin Tarih: 13 Eylül 2009

alt(Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, "1980 Sonrası Türk Romanı" Sempozyumu, 27-28 Mart 2008)

    Bir şekle, forma sokma, belli bir tip haline getirme olarak ifade edebileceğimiz formasyon sözcüğü, edebiyat ve bilhassa roman söz konusu olunca biraz daha özel bir anlam kazanmaya başlar. Şüphesiz ki roman ve form sözcükleri yan yana geldiğinde kafamızda modern edebiyatın bir ürünü olarak yerleşmiş olan roman türü, bir kurmaca metin olarak canlanır. Her çağın kendi metnini yarattığı gerçeğinden hareket edersek, modern düşünceyle ortaya çıkan romanın, bu düşünce bağlamında bir gelişim ve değişim süreci olduğu bir gerçektir. O halde romanın formasyonu bir anlamda modern mantığın bir çeşit izdüşümü olarak da kabul edilebilir.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Şiirinde “Ayna” Üzerine

Ekleyen: Admin Tarih: 13 Eylül 2009

 alt        Ahmet Hamdi Tanpınar, yirminci yüzyıl Türk edebiyatının önde gelen şahsiyetlerinden birisidir.  Edebiyatın pek çok türünde eser vermiş olan Tanpınar, bir romancı, bir hikâyeci, bir edebiyat tarihçisi, bir deneme yazarı  olmasına rağmen, şiiri diğer edebî türlerden ayrı tutmuştur. Şiiri hayatının en büyük ihtirası haline getirmiş olan Tanpınar’ın nesirlerinde dahi bunun etkilerini görebilmek mümkündür.

Bir Sanatkârın Bilim Adamı Olarak Portresi: Ahmet Hamdi Tanpınar

Ekleyen: Admin Tarih: 7 Aralık 2010

           Modern Türk Edebiyatı ve etrafındaki problemler düşünüldüğünde şüphesiz ilk akla gelen isimlerden birisi Ahmet Hamdi Tanpınar'dır. Öncelikle bir şair, romancı, hikâyeci olarak sanatkâr kimliğiyle karşımıza çıkan Tanpınar'ın en az bu sanat adamlığı kadar ön planda olan tarafı bir bilim adamı oluşudur.  Tanpınar'ın inkâr edilmeyen bir tarafı da bu iki yönünün aynı nispette derinlikli bir dünya görüşü, hayal gücü ve bilgi birikimi zenginliğiyle dolu olmasıdır. Fakat her iki alan birlikte düşünüldüğünde Tanpınar öncelikle bir sanatkârdır. Bilim eseri sayılan ürünlerinde de bu tarafı hep önde olmuştur. Her iki tipteki eserlerinde ortak bir takım kaynaklar bulunmaktadır ki bunların başında Bergson ve Bachelard gelmektedir. Diğer taraftan gerek XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi'nde ve gerek Yahya Kemal monografisinde gerekse makalelerinde bu isimler haricinde sanat, edebiyat, felsefe, sosyoloji, psikoloji, tarih, mitoloji gibi alanlara kadar giden oldukça zengin bir alt yapı vardır.

Necip Fazıl ve Cahit Sıtkı’da Yalnızlık ve Kaçış Duygusu

Ekleyen: Admin Tarih: 12 Aralık 2010

    Necip Fazıl ve Cahit Sıtkı, yirminci yüzyıl Türk şiirinin önde gelen iki şairidirler. Yaşadıkları dönemin etkilerini şiirlerinde çeşitli şekillerde aksettirmişlerdir. Aralarında pek çok farklılık bulunmasına rağmen, bu iki şairi birleştiren temel noktalardan ikisi, yalnızlık ve kaçış duygusudur.

COMPLEXİO OPPOSİTORUM YA DA TANPINAR ROMANCILIĞINDA TRAJİK İRONİ

Ekleyen: Admin Tarih: 31 Temmuz 2011

COMPLEXİO OPPOSİTORUM

YA DA

TANPINAR ROMANCILIĞINDA TRAJİK İRONİ

Doğumunun 110. Yılında Ahmet Hamdi Tanpınar Sempozyumu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, 30–31 Mayıs 2011. 

Doç. Dr. Yunus BALCI

 

Pamukkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı

 

                İnsanın trajik var oluşu Bilhassa 20 yüzyıl Avrupa’sının önceki yüzyıllara nazaran daha ciddi bir problem olarak düşünce alanında tartışmaya başladığı bir konudur.Trajik ironi, “İnsanın nihai bir anlama olan özlemi ile, bir anlam yokluğu arasındaki ve hakikati arama konusunda onu motive eden zihni tutkuların gücü ile, bulunacak bir hakikatin olmadığı gerçeğinin keşfi arasındaki varoluşçu bir çatışmadan..” hareketle şekillenmiştir.

PSİKANALİST BİR ROMANCININ PSİKANALİZİ YALNIZIZ’DA YAZARIN PSİKANALİZİ ÜZERİNE BİR UYGULAMA DENEMESİ

Ekleyen: Admin Tarih: 31 Temmuz 2011

 

PSİKANALİST BİR ROMANCININ PSİKANALİZİ

YALNIZIZ’DA YAZARIN PSİKANALİZİ ÜZERİNE BİR

UYGULAMA DENEMESİ

Ölümünün 50. Yılında Fikir ve Sanat Adamı Peyami Safa Ulusal Sempozyumu, 1-İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü ve Atatürk Kültür Merkezi Birlikte, 18.04.2011-20.04.2011, İstanbul

Doç.Dr. Yunus BALCI

Pamukkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı

            Edebiyat araştırmalarının son yıllarda içli dışlı olduğu alanlardan birisi de hiç şüphe yok ki psikanalizdir. Özellikle 20. Yüzyılın başlarından itibaren Freud’un ve onu izleyenlerin araştırmalarından hareketle edebiyat metni psikanaliz açısından bir inceleme malzemesi olarak ele alınmaya ve yorumlanmaya başlanır. Edebi metnin en küçük biriminden, metnin yazarına kadar uzanan geniş bir alanı içine alan edebiyat ve psikanaliz ilişkisinin bir tarafını da yazarın psikanalizi oluşturur. Freud’un “bir çocuk oyun oynarken ne yapıyorsa, bir yazar da eserini yazarken aynı şeyi yapar” görüşünden hareketle geliştirilen yazar psikanalizi, bir nevi yazarın eserinde savunma stratejilerini aramayı hedefler. Metinde tekrar eden temalar, fanteziler, kullanılan dil vs. aslında bir anlamda yazarın iç çatışmalarının bir yansıması ve kendini yeniden gerçekleştirmesinin bir yolu olur.

Önceki Sonraki
Yukarı