SİTEMİ FARKLI DİLLERDE OKUYABİLİRSİNİZ:

Turkish English Russian French Spanish Czech German Italian Polish Finnish Farsi Swedish Arabic
  Makaleler  

Mitten Metafora Yahya Kemal Şiirinde Suyun Ateşle İmtihanı

 (Oy Sayısı: 8)
Yazar: Admin Kategori: Makaleler Tarih:15 Ocak 2009.
            (Bir Medeniyeti Yorumlamak -Ölümünün 50. yılında Yahya Kemal Beyatlı Sempozyumu 03-07 Kasım 2008 İstanbul)
            Öncelikle şunu belirtmekte fayda vardır ki; bu bildirinin konusu, Yahya Kemal şiirinde su ya da ateş imgelerinin ayrı ayrı ortaya konuş şekilleri değil; ikisinin bir araya getiriliş şekli, bir arada bulunabilmelerinin şartlarıdır. Suyun ve ateşin ayrı ayrı birer imge olarak onun şiirindeki yer alış ve dönüşüm şekilleri bu bildirinin sınırları dâhilinde değildir. Ayrıca bu noktada Tanpınar'ın çoğunlukla Bachelard fenomenolojisine ve bazen de klasik psikanalizme atıflar yaparak Yahya Kemal şiirindeki su unsurunun yerini belirlemeye çalıştığını da hatırlayalım.[1] Bir şiirin büyüklüğü yaşanan ya da gözlenen şeyin görüntülenmesinde değil, şairin gerçeklikle karşılaşmasıyla harekete geçen algısının görüntülenmesindedir.[2] Sanatçının yaratıcılığa dönüşen eylemi onun varlık karşısındaki uyanıklığıdır.[3] Dolayısıyla Yahya Kemal'deki su ve ateş imgelerinin birlikteliğini veya çatışmalarını anlamaya çalışmak bir anlamda, onun bir şair olarak algı biçimini de sezmek olacaktır. 
           Bilhassa şiirde ve edebiyatta bu gibi imge çözümlemeleri söz konusu olduğunda ilk akla gelen isim Fransız filozof ve fenomenolog Gaston Bachelard'dır. Bachelard özellikle ateşin psikanalizi, su ve düşler, toprak ve hayal gücü, hava ve hayal gücü üzerine yazdığı eserlerinde hem bu imgelerin ve hem de bunların kombinasyonlarının insanın hayal dünyasında ne şekilde ortaya çıkabileceği üzerinde durmuş ve bazı yazar ve şairlerin eserlerinde bunların izini aramıştır. Mircea Eliade ise imgelerin sadece edebi eserlerde değil, modern insanın hayatında aynı işlevle fakat yeni maskeleriyle yaşamaya devam ettiğini belirtir.[1] 
            Bachelard Su ve Düşler kitabında su ve ateş birlikteliği konusunda öncelikle sıvılığın kesin bir biçimde suyun temel niteliği[2] olduğunu söylemekle başlar ve ardından bu birlikteliğin en önemli örneklerinden biri olarak alkol üzerinde durur. Ona göre "Maddelerin egemenliğinde, su ile ateş arasındaki karşıtlıktan daha büyük bir karşıtlık bulunamaz. Hatta su ve ateş, belki de tek gerçek tözsel karşıtlığı sunarlar. Nasıl mantık bakımından biri diğerini çağırıyorsa, cinsel bakımdan da biri diğerini arzular."[3] "Ateşin erkekliğinin karşısında suyun dişiliği değişmez bir durumdur. Su kendi kendini erkekleştiremez. Bu iki unsur birleşerek her şeyi yaratırlar."[4] Bachelard, Ateşin Psikanalizi'nde ise su ve ateş birleşiminin en belirgin fenomenolojik çelişkilerden biri olduğunu belirtir. "Ab-ı hayat, ab-ı ateştir.", alkol ise "hayat ile ateşin gönül birliğidir" , "küçük hacminde büyük güç barındırır."[5] Ona göre "bir şölen akşamında alkol alevlendiğinde, madde çıldırmış gibi olur, dişil su bütün kadınsı utangaçlığını kaybetmiş ve kendisini çılgınca efendisi ateşe teslim etmiş gibidir!"[6] Bachelard su ve ateşin oluşturduğu komplekse Hoffmann kompleksi adını verir. Çünkü onun fantastik hikâyelerindeki etkin bir öge olarak 'punç'ın yer almış olması onu böyle bir isimlendirmeye götürmüştür.[7] 
            Bu bakımdan Yahya Kemal şiirinde de en çok rastlayabileceğimiz örneklerden biri olarak içki, mey, şarap gibi bu bağlamdaki imgeler, beraberlerinde Bachelard'ın belirttiği anlamda bir çıldırmayı olmasa bile bir kendinden ve dünyadan geçmeyi veya karşı cinse yönelen bir sempatiyi beraberinde getirir. 
            Bilhassa Eski Şiirin Rüzgariyle kitabında daha çok karşımıza çıkan bu örneklerde alkol, divan kültüründen gelme bir anlayışla "ben"den ve dünyadan, maddi boyuttan geçme aracı olarak imgelenirken, kimi zaman da daha az olmak kaydıyla gerçek anlamıyla nesnel dünyanın ten zevklerinden biri olarak verilir. Bunlarda öncelikle tasavvufi anlayışın ve sonra da bilhassa Acem şiirinde yer etmiş olan Cem, Cemşid mitinin önemli bir yeri vardır.  Ancak modern insanın bunlar içinde yer yer ortaya çıkan bakışı, fenomenolojik veya psikanalitik söyleme de malzeme verir duruma gelir. Bu bakımdan şu örnekler dikkat çekicidir.

Ne kaldı rûha tesellî şarâbdan başka
Boğaz'da üç gecelik mâhtabdan başka[8]

Gülerdi taht-ı zerrîn üzre Cem gülşende güllerle
Sebû-endâm sâkîler elinde bâde geldikçe(EŞR, s.16)

Bir şi'r mest edince şarâb-ı ezel gibi
Her mısraiyle vehmolunur en güzel gibi(EŞR, s.21)

Cem bezm-i câmı kurduğu gün şâd olun dedi
Ey dil-harâblar için âbâd olun dedi
......................
Olsun serây-ı duhter-i rez hâbgâhınız
Pîr-î mugâna her gece dâmâd olun dedi(EŞR, s.22)

Mümkün müdür hayâtımız ey mey sen olmasan
İçtikçe gül-be-gül açılan gülşen olmasan(EŞR, s.29)

Renk aldı özge âteşimizden şarâb ü gül
Peymâne söylesün bunu gülzâr söylesün(EŞR, s.35)

Bilâ tereddüt inandık ki sendedir ey mey
Ne varsa derde devâ çâre-î felâha kadar(EŞR, s.36)

Gönül hem aşka yan hem haşr ü neşr ol şûle-î meyle
Görenler sevdiğin ihrâk bi'n-nâr etti sansınlar(EŞR, s.38)

Meyhâne böyledir bir içen dâimâ içer
Mahfîce başlayan giderek bî-riyâ içer

Her rind-i Hak dolup boşalan bir piyâleden
Dünyâyı refte refte saran bir ziyâ içer (EŞR, s.40)

Ömrün şu biten neşvesi tâm olsun erenler
Son meclisi câm üstüne câm olsun erenler(EŞR, s.41)

Bezm-i Cemşîd'de devran ki kadehlerle döner
Şevk şeb-tâ-be-seher raks-ı mükerrerle döner

Her gelen rind kanar zevke bu mecliste Kemâl
Cânib-i rahmata son çektiği sâgarla döner(EŞR, s.42) 

Nevâ-yı neydir esen bâd câm-ı meydir gül
Çemende eşk ile sahbâ misâl-i cû dökülür(EŞR, s.47)

Kıbrıs şarâbı aktı zamanında sû-be-sû
Yahya gazel-serâ idi Bâkî kasîde-gû(EŞR, s.48)

Hayli şeb encümden efzun câm-ı Cem'ler görmüşüz
Bezm-i meyden sonra subh-ı muhteşemler görmüşüz

Şûh Şîrinler yüzünden dağ delen Ferhâdlar
Aslıhanlardan yanan Âşık Keremler görmüşüz(EŞR, s.51)

Sâgar gibi bahâne-i nûş-î şarâb ile
Bûs-î dehân-ı yâri taleb meşrebimcedir

Bezm-î şarâbdan geçemem doğrusu Nedîm
İşret tabîatimce tarab meşrebimcedir. (EŞR, s.56)

Meyden safâ-yı bâtın-ı humdur garaz hemân
Değmezdi yoksa sekrine peymâne-i mugân(EŞR, s.61)

Emlâki olmayan kişiden bahtiyârdır
Mey nûş edip de kendine hiç mâlik olmayan(EŞR, s.81)

İşrette keder bahsini açmaz bir rind
İçmez beşerin zehri katılmış bâde[9]

Cem mezhebi vaktinde şu dünya ne'ydi
Cûşişle akan hayât rindâne'ydi
Günler geceler her biri bir türlü şerâb
Nef'i sâgar Nedîm meyhâneydi(R, s.15)

İksîri içenler ezelî sâgar'den
Mestî-i melâmetle geçerler ser'den(R, s.27)

            Bütün bu örneklerde öncelikle bir dünya varlığı olarak "ben" ön plandadır. Fakat nedeni burada açıkça belirtilmeyen, şiirin üzerine oturtulduğu divan kültürü bağlamında çözülebilen bir iç sıkıntısı, bir varlık acısı dolayısıyla kaçma isteği söz konusudur. Bu noktada ruha teselli veren, felaha ulaştıran, derde deva ve neşe kaynağı olan alkol, dünyayı eziyet çekilen bir varlık alanı olmaktan çıkarır; "ben" de kendine bir prototip olarak seçtiği Cem önderliğinde bir Cennet tasavvuru olarak "Gülşen"de yeni bir dünya kurar. "... bezm-i Cem'lerde kadehler döner, (...) ruhlar, gönül meşalesi ile tutuşmuş haz aynalarının şehrâyini içinde, hüsünlerle aşklar birbirine dola(şır).[10] Bu şiirlerde

Şûh Şîrinler yüzünden dağ delen Ferhâdlar
Aslıhanlardan yanan Âşık Keremler görmüşüz(EŞR, s.51) beytinde
Kerem-Aslı, Ferhat-Şirin hikâyesine göndermede bulunulması ilgi çekicidir. Dikkat edildiğinde bunlardan Kerem ve Aslı'da ateş; Ferhat ile Şirin'de ise su imgesi bir metafor halinde kendiliğinden ortaya çıkar.  Dolayısıyla su ve ateş gibi iki zıt unsur, aynı amaca hizmet etmek üzere bir araya getirilmiş olur. Yine

Çepçevre bahâr içinde bir yer gördük
Ferhâd ile Şîrîn'i beraber gördük
Baktık geceden fecre kadar ellerde
Yıldızlara yükselen kadehler gördük (R, s.23)

mısralarında da aynı hikâyeye göndermede bulunulduğunu kadeh ve yıldız kelimelerinin ifade ettiği ateş vurgusuyla da ateş ve suyun tekrar bir araya getirildiğini görmekteyiz. Ayrıca bu alıntılarda geçen "duhter-i rez-üzümün kızı" ifadesi, şarabın bir arzu nesnesi halinde bir kadın olarak tasavvur edilmesi noktasında kökeni eski Yunan mitolojisine kadar giden bir çizgiyi içerir. 
            Kendi Gök Kubbemiz'de[11] yer alan bazı şiirlerde ise alkol yer yer yukarıdakilerden farklı olarak dünyevi bir zevkin ifadesini karşılamak üzere Dionizyen bir coşkunun imgesine dönüşür. Belki bunlarda Bachelard'ın anladığı anlamda bir su ve ateş çatışmasının veya birleşmesinin gerçek Hoffman kompleksinden bahsedilebilir. Çünkü bunlarda ve kadının da söz konusu edileceği aşağıdaki örneklerde artık suyun dişiliği ve sükunetine karşı ateşin eril ve debdebeli duruşu; bir Apollon ve Dionizos zıtlaşması açığa çıkar. Ve bunlar şairi artık belli bir kültürün, belli bir akımın, belli bir dönemin şairi olmaktan çıkarıp insanın var oluş karşısında duyduğu derin hislerini açığa çıkaran evrensel bir şaire dönüştürür. 

Som ateşten bu saraylarla bütün karşı yaka
Benzer üç bin sene evvelki mutantan şarka.
Mestolup içtiği altın şarabın zevkinden,
Elde bir kırmızı kâseyle ufuktan çekilen,
...............................................(s.24-25)

İçtik bu nâdir içkiyi yıllarca kanmadık...
Bir böyle zevke tek bir ömür yetmiyor, yazık!(s.53)

İçmek, gülüşmek eski zaman îtiyâdıdır.
Bu karnaval,
Geçmişde bağ-bozumlarının belki yâdıdır.
.......................
Gül sînelerde, içki kadehlerde renk renk
.......................
Görsem Erenköyü'ndeki leylâklı bahçede,
Cânanla bir zaman konuşup içtiğim yeri(s.61-62)

Bir saltanat iklîmine benzer bu şehirde,
Hulyâ gibi engin gecelerde,
Yıldızlara karşı,
Cânanla berâber,
Allah içecek sıhhati bahşetse...
Bu kâfi...!(s.64)

            Şu vereceğimiz örneklerde ise ateş ve su zıtlaşmasında eğer ön plana çıkan ikisinin birleşmesinden doğan alkol ise ve bunun karşısına ikinci bir ateş unsuru olarak bir saki, bir muğbeçe, bir işveli kadın konmuş ise, bu karşılaşmanın sonucunun bir yıkıma doğru gittiği vurgulanır. Mesela

Sen miydin o âfet ki dedim, bezm-i ezelde
Bir kanlı gül ağzında ve mey kâsesi elde, (KGK, s.124) 

Bir kanlı gül ağzında ve mey kâsesi elde;

Her yerden o, hem aynı güzellikle, göründü,
Sandım bu biten gün beni râmettiği gündü. (KGK, s.126)

Aldanma ki sen bir susamış rûh, o bir aç;
Sen bir susamış rûh, o bütün ten ve biraz saç.

Ummâna çıkar burada bugün beklediğin yol,
At kalbini girdâba, açıl engine, rûh ol!" (KGK, s.128)

Örneklerinde ten ateşinin çağrısı alkolün ateşiyle karışınca, suyun sükûneti sadece bir ölüm davetine dönüşür. Oysaki şu örneklerde ise alkol olmaksızın suyun ve kadının karşılaşmaları sadece bir aşkın daveti olur. "tek başına bırakılmış saf su sönmüş bir punç, bozuk bir tözden başka bir şey değildir. Onu yeniden canlandırmak için (....) ateşli bir imge gerekecektir."[12]

Gel ey mahbûbe Çin'den!
O şîrîn köşk içinden 

Ki pek durgun sularda,
Uyurken bambularda,

Taşır çok yüklü dallar
Alevden portakallar. (KGK, s.148)

Sicilya kızları üryan omuzlarında sebû;

Alınlarında da çepçevre gülden efserler,
Yayar bu mahfile âsâbı gevşeten bir bû

Ve gözleriyle derinden bakar gülümserler
Sicilya kızları üryan omuzlarında sebû. (KGK, s.159)

            Eski Şiirin Rüzgâriyle kitabındaki şiirlerde su ve kadın; alkol ve kadın birleşmeleri yukarda bahsini ettiğimiz örneklerin ötesinde artık tamamen Divan kültürü bağlamında bir imaj dünyasına sahiptirler: 
Fevvâre ka'r-ı havza düşer şermsâr olup
Baktıkça gülistanda hırâmân olan sana(EŞR, s.14)

O şûh ağlar bugün Kasr-ı Şeref-âbâd'a geldikçe
O nûşânûş demler hâtır-ı nâşâda geldikçe
...........
Gülerdi taht-ı zerrîn üzre Cem gülşende güllerle
Sebû-endâm sâkîler elinde bâde geldikçe(EŞR, s.16) 

O muğbeçeyle tanıştımda Lâle Devri'nde
Fütâdegânına son bir piyâle devrinde(EŞR, s.17)

Kadehde lâ'lini gâhî görür deriz ki Kemal
Gönül o âfete meftundu Lâle Devri'nde(EŞR, s.18)

Atladı dâmen tutup üç çifte bir zevrakçeye
Geçti sandım mâh-ı nev âyîne-i billûrdan(EŞR, s.28)

Bir bezm-i meyde dün gece mecnundu muğbeçe
Bir kendi gibi âfete meftundu muğbeçe
Dûşunda şâl-ı sürh ile pür-hûndu muğbeçe
Bir câm bir de la'l-i lebin sundu muğbeçe
Pîr-î mugân olası aceb meşrebimcedir(EŞR, s.56)

            Bachelard, Fabricius'a atfen "uzun zaman saklanmış bir su"nun  alkol gibi  yakılabilecek özelliğinden bahsederken bunun Bergson'cu zamanla ilişkisinden söz eder.[13]  Dolayısıyla bu örneklerdeki sebû, saki, muğbeçe, bezm-i mey, Cem vb. ifadeler yüzyıllardır divan şiiri mahzeninde saklanmış bir durgun su olmakla birlikte Yahya Kemal şiirinde yeniden ortaya çıkmış olması, sosyal hafızada yer etmiş olanın değişerek devamını göstermek üzere Bergson'cu bir anlayışla ele alınmış olur. 
            Bu bağlamda Yahya Kemal şiirinde dikkatimiz çeken en önemli ateş ve su birlikteliğini ifade eden imgelerden biri, "deniz ortasında şuh ada"dır. 
                        Kendi Gök Kubbemiz'deki Eski Mektup şiirinde

Adalardan gelen bu mektupta,
Oradan, bir sihirli râhiya var;
İşveler sezdiren bir üslûpta,
Bir güzel şarkı söylüyor rüzgâr,

Adalardan gelen bu mektupta. (s.135)

Ve yine aynı kitabın Aşk Hikayesi şiirinde

Âh o akşam o tirenden gülüşün!
O gülüş kalbime aksettiği an,

Duymadım ilk ateşin düştüğünü;
Şevka benzer bir ışık zannettim.

Mâcerâ başlamak üzereymiş o gün.
Sürecekmiş bu ateş yıllarca.

Bir taraftan Yakacık, mor dağlar...
Bir taraftan da deniz, şûh adalar...(s.137)

Ayrıca Eski Şiirin Rüzgârıyle kitabındaki Şarkı'da

Sen şarkıların durduğu bir lâhza  kenarda,
Yâd et ki sevişdikti ilâhî Adalarda!(s.65) 

Örneklerinde bu imgeye rastlamak mümkündür. Ada imgesinin Yahya Kemal'in şahsi hayatıyla da bağlantısı olmakla birlikte aslında edebiyatta oldukça köklü imgelerden biridir.[14] Fakat burada adanın velhasıl bir kara parçası olması dolayısıyla ifade ettiği "suyla çevrili toprak" vurgusu bahsini ettiğimiz örneklerde Bachelard'ın ifade ettiği anlamda araya kadının girmesiyle bir ateş vurgusu da kazanmaya başlar. Özellikle aşkın imasını taşıyan bu ada imgesinde duyguya dayalı ateş tasavvurunun varlığı, korunmuş ve saklı bir gizli cennet imajı taşır. Bu çerçevedeki önemli birlikteliklerden biri de su ve cinsi bir obje olarak kadının bir araya getirilmesine dayanır. "Şuh ada" ve "şuh kadın" benzetmeleri birleştirildiğinde Yahya Kemal'in bilinçaltında yer alan ve sevgiliyle birlikte bulunulan fantastik bir mekân varlığından bahsedilebilir.  Bu su ve ateş ülkesinin dikkati çeken varlıklarından biri de yine bahsini ettiğimiz unsurlardan oluşan "ejder" imgesidir. 

Gördüm deniz dedikleri bin başlı ejderi;
Gördüm güzel vücudunu zümrütliyen deri

Keskin bin ürperişle kımıldandı anbean;
Baktım ve anladım ki o ejderdi canlanan.

Sonsuz ufuktan âh o ne coşkun gelişti o!
Birden nasıl toparlanarak kükremişti o!(KGK, s.9)

Cepheden topları ejder gibi bârû-efken
Arkasından gemiler bir sürü dîv-î âhen(EŞR, s.58.)

            Böylece bu fantastik ülkenin fantasmagorik varlığı, çerçevenin tamamlanmasını temin eder. Fakat şunu da söylemek lazımdır ki bu örneklerden de anlaşılacağı üzere bahsini ettiğimiz mitik bir varlık olarak alınan ejder benzetmesinde bir araya gelen su ve ateş zıtlaşması daha ziyade sosyal bir endişenin yansımasına dönüşür.  Bu fantastik ülke tasavvuru O Taraf şiirinde

Baktım hüzünle her birinin benzi sapsarı.
Sezdim ki gövdesizdi, hayâliydi boyları.

Bir başka semte doğru dönerken bu gezmeden
bir tas ziyâ alıp içiyorlar o çeşmeden; (KGK, s.105)
mısralarında tekrar ateş ve su unsurlarının birlikteliğinde karşımıza çıkar.

            Bu çerçevede dikkat çeken önemli metaforlardan birisi de deniz ufkunda batmakta veya doğmakta olan güneş veya ay imgesine bağlıdır. "Denizden çıkan ateş gezegen güneşin (veya ayın) imgesi..." maddeye bağlı hayal gücünün en eski imgelerinden birisidir.[15] 

Güneş doğmadan mâvileşmiş Boğaz'dan,
Nevâ-kâr açılsın bütün ses ve sazdan(KGK, s.39)

Güneş altın denizden alçalıyor;

Nice kayserlerin donanmaları
Uçurum ufka durmadan dalıyor.( KGK, s.57)

Akşam, güneş artık deniz ufkunda silindi,
Hulyâ gibi yalnız gezinenler köye indi,

Ben kaldım, uzaklarda günün sesleri dindi,
Gönlümle, hayâlet gibi, ben kaldım o yerde.( KGK, s.145)

Kandilli yüzerken uykularda
Mehtâbı sürükledik sularda.( KGK, s.47)

Geçmiş, geçen veyâ gelecek vakti duymadan.
Âheste çek kürekleri mehtâb uyanmasın! (KGK, s.95)

Âheste çek kürekleri mehtâb uyanmasın
Bir âlem-i hayâle dalan âb uyanmasın(EŞR, s.33)

Ne kaldı rûha tesellî şarâbdan başka
Boğaz'da üç gecelik mahtâbdan başka(EŞR, s.13)

Her âh bir hitâb idi Körfez'de dün gece
Bin mâh içinde bir meh-i tâbân olan sana(EŞR, s.14)

Atladı dâmen tutup üç çifte bir zevrakçeye
Geçti sandım mâh-ı nev âyîne-i billûrdan(EŞR, s.28))

Mevkib-î zevrakla gelmiş fasl-ı Sultânî Yegâh
Şeb nedir Körfez'de Mihrâbâd'dan görmüş o mâh(EŞR, s.67)
           Yukarıdaki örneklerde güneş imgesinin daha çok Kendi Gök Kubbemiz  kitabında, ay örneklerinin ise Eski Şiirin Rüzgâriyle kitabında yer almış olması anlamlıdır. Fakat birer ateş imgesi olarak bunların su ile yaptıkları birleşmelerde oluşturdukları metaforlarda, su ve ateşin birbirine direnen eylemlerine ve zıtlıklarına rağmen kurdukları ortaklık, varlığını kimi zaman eski şiir geleneğimize borçlu olsa da daha çok şairin bizzat hayal gücü mekanizmasının dayandığı zıtlıkları göstermesi bakımından önemlidir.

            Yine alkol gibi ateşli sular olarak kabul edebileceğimiz kan, süt ve gözyaşının da aşağıdaki son iki örnek hariç bir sosyal durumun ortaya çıkardığı duyuşu karşıladığını söyleyebiliriz. 

Yaşamak zevki nedir bilmez ölümden korkan!
Gür bir îmanla damarlarda ateşten bir kan
Birleşip böyle diyorlardı, derin bir sesle,
Yeri fethetmek için gelmiş olan o fâtih nesle.(KGK, s.36)

Tell şarkısıyla beslenen İsviçre bilmiyor
En zorlu ihtilâlleri hürriyet uğruna.
Kanlar, bu karlı dağlara asla bulaşmamış;
Hiç girmemiş hayâline tek gözlü giyotin;

Mızrakta, halka gösterilen kanlı kelleler,
Meydanlarında, hırs ile, hiç gösterilmemiş.(KGK, s.154)

Kadın erkek anasından süt emen yavrumuza
Hepimiz canla sarıldık vatan duygumuza(EŞR, s.58)

Kan aktığı günden beri cân ü tenimizden
Yâkut fer almış denilür ma'denimizden

Erbâb-ı temâşâya sehergâh-ı bahârân
Bir levha-i hûnin görünür şîvenimizden(EŞR, s.32)

Ye'se garketti felek külbe-i ahzânı bile
Âteşim geçti cehennemdeki nîrânı bile
Cûş edüp söndüremez gözyaşı tûfânı bile(EŞR, s.57)

             Bütün bunlar haricinde Yahya Kemal şiirinde suyun yine ateş kabilinden yakıcı duygularla, ışıkla, şimşekle, altınla, gümüşle birleşmiş versiyonları çoktur. Yahya Kemal şiirinin sadece bir imgeye ve onun değişik şekillerdeki açığa çıkan örneklerine bağlı olmadığını, birbirine zıt unsurların da onun şiirinde değişik imgelere dönüştüğünü söyleyebilmek mümkündür. Onun şiirinde bir merkez imge olarak suyun yeri önemlidir. Sosyal bir anlamdan, şahsi hayatın mahrem maceralarına kadar pek çok ipucunu bulabiliriz; fakat su ve ateş imgelerinin birlikteliği, saf imgenin üstünde hayal gücü mekanizmasının çalışma biçimini; sentez ve teksif gücünü göstermesi bakımından dikkate değerdir. "Sular gerçek hale geçmemiş mevcudiyetlerin evrensel toplamını simgelemektedirler; sular tüm varlık olasılıklarının haznesidirler.[16] Bu durumda suyla birleşen ateş bizzat varlığı, bu varlık üzerindeki insan eylemlerini gösterir.[17] Yahya Kemal şiirinde ise bu kimi zaman bir kültürün, bir dönemin, bir şiir dünyasının eylem biçimi iken çoğu zaman da bizzat şairin sosyal bilincinden, şahsi macerasından, evrensel kökenlerinden; mitostan logosa doğru metaforlar kurarak, imgeleşerek akıp gelen canlı bir dile dönüşür.

KAYNAKLAR

BACHELARD, Gaston, Ateşin Psikanalizi, (Çeviren: Aytaç Yiğit), Bağlam Yayınları, İstanbul 1995.
BACHELARD, Gaston, Su ve Düşler -Maddenin İmgelemi Üzerine Deneme-, (Çeviren: Olcay Kunal), YKY., İstanbul 2006.
BEYATLI, Yahya Kemal, Eski Şiirin Rüzgâriyle, İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları, 10. Baskı, İstanbul 2008.
BEYATLI, Yahya Kemal, Kendi Gök Kubbemiz, KTB. Yayınları, Ankara 1990.
BEYATLI, Yahya Kemal, Rübâîler, Yahya Kemal Enstitüsü Yayınları, İstanbul 1963
BEYATLI,Yahya Kemal, Çocukluğum, Gençliğim, Siyâsî ve Edebî Hâtıralarım, İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları, 3. Baskı, İstanbul 1986.
ELİADE, Mircea, İmgeler, Simgeler, (Çeviren: Mehmet Ali Kılıçbay) Gece Yayınları, İstanbul 1992.
FRYE, Northrop, "The Road of Excess", Myth anda Symbol İçinde (Hazırlayan: Northrop Frye ve diğerleri), University of Nebraska Press, USA 1967.
GÖKTÜRK, Akşit,  Ada -İngiliz Yazınında Ada Kavramı- YKY, İstanbul 2004.
MAY, Rollo, Yaratma Cesareti, (Çeviren: Alper Oysal) Metis yayınları, İstanbul 2007.
SEVÜK, İsmail Habip, "Yahya Kemal'de İçkinin Şiiri", Yahya Kemal İçin Yazılanlar C.1 içinde (Hazırlayan Kazım Yetiş), İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları, İstanbul 1998.
TANPINAR, Ahmet Hamdi, Yahya Kemal, Dergâh yayınları, 3. Baskı, İstanbul 1995.

[1] Bak. Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal, Dergâh yayınları, 3. Baskı, İstanbul 1995, s.174-182.
[2] Rollo May, Yaratma Cesareti, (Çeviren: Alper Oysal) Metis yayınları, İstanbul 2007, s.97.
[3] Northrop Frye, "The Road of Excess", Myth anda Symbol İçinde (Hazırlayan: Northrop Frye ve diğerleri), University of Nebraska Press, USA 1967, s.20.
[1] Mircea Eliade, İmgeler, Simgeler, (Çeviren: Mehmet Ali Kılıçbay), Gece Yayınları, İstanbul 1992, s.XXV.
[2] Gaston Bachelard, Su ve Düşler -Maddenin İmgelemi Üzerine Deneme-, (Çeviren: Olcay Kunal), YKY., İstanbul 2006, s.109.
[3] a.g.e., s.113.
[4] a.g.e., s.115.
[5] Gaston Bachelard, Ateşin Psikanalizi, (Çeviren: Aytaç Yiğit), Bağlam Yayınları, İstanbul 1995, s.79.
[6] Gaston Bachelard, Su ve Düşler -Maddenin İmgelemi Üzerine Deneme-, a.g.e., s.111.
[7] a.g.e., s.112.
[8] Yahya Kemal Beyatlı, Eski Şiirin Rüzgâriyle, İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları, 10. Baskı, İstanbul 2008. s.13; Bu kitaptan alıntılar bundan sonra EŞR. kısaltmasıyla verilecektir.
[9] Yahya Kemal Beyatlı, Rübâîler, Yahya Kemal Enstitüsü Yayınları, İstanbul 1963, s.9.  Bu kitaptan yapılan alıntılar bundan sonra R ile kısaltılacaktır.
[10] İsmail Habip Sevük, "Yahya Kemal'de İçkinin Şiiri", Yahya Kemal İçin Yazılanlar C.1 içinde (Hazırlayan Kazım Yetiş), İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları, İstanbul 1998, s.345.
[11] Yahya Kemal Beyatlı, Kendi Gök Kubbemiz, KTB. Yayınları, Ankara 1990. Alıntılar bu baskıya aittir ve KGK. kısaltmasıyla gösterilecektir.
[12] Bachelard, a.g.e., s.113.
[13] Gaston Bachelard, a.g.e., s.112.
[14] Türk Edebiyatındaki en bilinen örneklerden biri için bak. Akşit Göktürk, Ada -İngiliz Yazınında Ada Kavramı- YKY, İstanbul 2004.
[15] Gaston Bachelard, Su ve Düşler -Maddenin İmgelemi Üzerine Deneme-, a.g.e., s.114.
[16] Mircea Eliade, a.g.e., s.181.
[17] Burada Yahya Kemal'in çocukluğunda Vardar'da yıkanmak isterken atlattığı boğulma tehlikesini, "çırpınışlarını", psikanalitik bir veri olarak okuyabiliriz.(Bak. Yahya Kemal, Çocukluğum, Gençliğim, Siyâsî ve Edebî Hâtıralarım, İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları, 3. Baskı, İstanbul 1986, s.15.
Gösterim: 854    Yorumlar: (0)