Ahmet Hamdi Tanpınar, yirminci yüzyıl Türk edebiyatının önde gelen şahsiyetlerinden birisidir. Edebiyatın pek çok türünde eser vermiş olan Tanpınar, bir romancı, bir hikâyeci, bir edebiyat tarihçisi, bir deneme yazarı olmasına rağmen, şiiri diğer edebî türlerden ayrı tutmuştur. Şiiri hayatının en büyük ihtirası haline getirmiş olan Tanpınar’ın nesirlerinde dahi bunun etkilerini görebilmek mümkündür.
(Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, "1980 Sonrası Türk Romanı" Sempozyumu, 27-28 Mart 2008)
Bir şekle, forma sokma, belli bir tip haline getirme olarak ifade edebileceğimiz formasyon sözcüğü, edebiyat ve bilhassa roman söz konusu olunca biraz daha özel bir anlam kazanmaya başlar. Şüphesiz ki roman ve form sözcükleri yan yana geldiğinde kafamızda modern edebiyatın bir ürünü olarak yerleşmiş olan roman türü, bir kurmaca metin olarak canlanır. Her çağın kendi metnini yarattığı gerçeğinden hareket edersek, modern düşünceyle ortaya çıkan romanın, bu düşünce bağlamında bir gelişim ve değişim süreci olduğu bir gerçektir. O halde romanın formasyonu bir anlamda modern mantığın bir çeşit izdüşümü olarak da kabul edilebilir.

Bu bildiride temel amaç öncelikle Gaston Bachelard'ın edebiyat eleştirisi ve metin tahlili alanlarına getirmiş olduğu metodunu ortaya koymak ve bunu bir örnek hikâye üzerinde uygulamaktır.
Gaston Bachelard özellikle 20. Yüzyılın ortalarında Fransız kültür ve edebiyatında çalışmalarıyla dikkat çekmiş bir filozof ve fenomenoloğdur. Maddenin hayal gücü üzerindeki etkisine dayalı olarak geliştirdiği metodu 1950'li yıllarda Fransız edebiyat eleştirisinde bir devrim olarak kabul edilmiştir. Onun çalışmalarıyla tarihe, biyografiye ve diğer kaynaklara bağlı edebiyat eleştirisi, yerini, temelini hayal gücünün metin içindeki dönüşümlerinden alan tematik eleştiriye, yorumlamacı eleştiriye bırakmış olur.
 Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar romanı, son dönem Türk romanları arasında içeriği, tekniği ve anlatım biçimiyle adından en çok söz ettiren romanlardan biri olmuştur. Bu bildiride Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'da bir anlatım tarzı olarak başvurduğu bilinçaltı dili üzerinde durulacaktır.
 Batı edebiyatlarında Montaigne'in icadı olan ve oldukça yaygınlık kazanan deneme kavramı için Cumhuriyet öncesinde tecrübe-i kalemiyye, kalem tecrübesi gibi tamlamalar kullanılmakla birlikte, essay karşılığında deneme sözcüğünün kullanılması Cumhuriyet sonrasındadır. Deneme, bir tür olarak Türk edebiyatına batı edebiyatlarından geçmiştir. Tanzimat sonrasında ve bilhassa II. Meşrutiyet döneminde benzer yazılar yazılmasına rağmen denemenin Türk Edebiyatında batılı anlamda yer etmesi de yine Cumhuriyet sonrasındadır. Dolayısıyla deneme hakkında bibliyografik yazıların varlığı da Cumhuriyet döneminde 1940lı yıllara yakın tarihlerdedir. Bu tarihlerden itibaren günümüze kadar deneme konusunda çoğu 'deneme hakkında deneme' tarzında yazılar olmakla birlikte akademik seviyede makale ve kitaplara da rastlamaktayız. Bu çalışmalarda denemenin serbest konulu bir yazı olduğu, samimi bir üslubu bulunduğu ve denemecinin geniş bir kültüre sahip olması gerektiği konularında yazarların bir fikir birliği içerisinde olduğunu söyleyebiliriz. Ancak denemenin daha doğrusu essay sözcüğünün etimolojisi konusunda ve çağın önemli bir türü olduğu veya çağını tamamladığı konularında yazarlar arasında bir fikir birliği yoktur.

 Daha çok tarih üzerine araştırmalarıyla tanınan Hollandalı Johan Huizinga Homo Ludens adlı eserinde insanı tanımlamak için kullanılan homo sapiens (akıllı insan) ve homo faber (imal eden insan) kavramlarının yanına homo ludens (oyun oynayan insan) kavramını yerleştirmiş ve insanın yeryüzünde yaptığı her şeyin temelinin başlangıçta oyuna dayandığını göstermeye çalışmıştır. Kitabının birinci baskısına yazdığı ön sözde bütün yapıp etmelerimizi derinlemesine bir çözümlemeye tabi tuttuğumuzda kültürel olarak bunların oyundan ibaret olduğunu söyler.
 Yeni bir dünya tasarlama isteği gerek dünya edebiyatında gerek bizim edebiyatımızda rastladığımız bir durumdur. Campanella'nın Güneş Ülkesi'nden, Thomas Moore'un Ütopya'sına, Francis Bacon'un Yeni Atlantis'ine, Jonathan Swift'in Güliver'in Seyahatleri'ne; Peyami Safa'nın Yalnızız romanındaki Simeranya'ya, Yakup Kadri'nin Ankara romanının üçüncü bölümüne, Halide Edip'in Yeni Turan'ına kadar bu örnekleri görebilmek mümkündür.
 Cengiz Aytmatov, önce Kırgız edebiyatının, sonra Türk dünyasının ve en son da tüm dünya edebiyatının önemli yazarlarından biri olmuş; bu çerçevede önce Kırgız Türklerinin, sonra tüm Türklerin ve ardından da evrensel anlamda insanın var oluş macerasını roman ve hikâyelerinde işlemiştir. Eserlerinin değeri işte bu noktada, milli ve mahalli konuları, evrensel anlam taşıyan insanın problemlerine dönüştürebilmesinde yatmaktadır.

 Yirminci yüzyıl Türk şiirinin en büyük isimlerinden biri olan Yahya Kemal'in şiirlerinde özellikle sosyal düşünceler bakımdan birbirinin içine giydirilmiş oldukça zengin bir içerik vardır. Ahmet Hamdi Tanpınar, hocası ve daha sonra da yakın arkadaşı olacak olan Yahya Kemal'den bahsederken "Yahya Kemal'in düşüncesi mekân gibi zaman da tanımıyordu. Daima terkibin peşinde koştuğu için bütün milli tarih, insan evolutionu ile beraber ordaydı. Malazgirt muharebesi İstanbul fethiyle, Milli mücadele Fransız ihtilaliyle omuz omuzaydılar."(Tanpınar 1986, 13) der. Bu cümle Yahya Kemal'deki konu çeşitliliğini vermenin yanında ondaki sosyal zaman fikrini de ifade etmektedir; fakat bunun kronolojik bir mantığın dışında işlediğini de dile getirmektedir.
 Bu yazıda adı Robenson olan ve Daniel Defoe'nun ünlü romanı Robenson Crusoe'dan şu ya da bu şekilde etkiler taşıyan dört metin üzerinde durulacaktır. Bu metinler sırasıyla Abdülhak Hâmid Tarhan'ın Robenson adlı şiiri, Sait Faik Abasıyanık'ın Robenson adlı kısa hikâyesi ve Orhan Veli Kanık'ın Robenson adlı şiiri ile Cahit Sıtkı Tarancı'nın Robenson adlı şiiridir. Burada bir ana metin ile dolaylı ya da dolaysız ondan üreyen, ona atıfta bulunan, ondan beslenen alt metinler arasındaki alış verişin niteliği, değişim ve dönüşümünün tespiti temel amaçtır. Bu değerlendirmede Daniel Defoe'nun Robenson Crusoe'su anakara metaforuyla, Türk edebiyatındaki bahsini ettiğimiz dört metin ise ada metaforuyla ele alınacaktır.
|
Takvim
| « Şubat 2010 » |
|---|
| Pt | Sa | Çr | Pr | Cu | Ct | Pz |
|---|
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | 20 | 21 | | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | 27 | 28 |
Etiketler
1980 sonrası roman, Ahmet Hamdi Tanpınar, arketipsel eleştiri, Ayna, Beyaz Gemi, bilinçaltı, Cengiz Aytmatov, deformasyon, deneme, Gaston Bachelard, hikaye, Oğuz Atay, Refik Halit Karay, Tarık Buğra, Tutanamayanlar, Türk edebiyatı, Türk romanı, YArın Diye Bir Şey Yoktur, Yunus Balcı, Şeftali Bahçeleri
|